AnasayfaEski ParşömenSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 #Dokuzuncu Ders~

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Winter Jovia
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Mesaj Sayısı: 489
Doğum tarihi: 24/04/97
Yaş: 15
Kayıt tarihi: 03/05/10

Bilgiler
Quidditch Mevkiî: Kovalayıcı
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: #Dokuzuncu Ders~   C.tesi Tem. 03, 2010 11:27 pm

# Sizden istediğimiz şey bir hipogrif olan Şahgaga'ya binerek dağların ve denizlerin üzerinden geçerken neler yaşadığınızı, gördüğünüzü tasvir etmeniz. Rplerinizde betimlemelerinize özen göstermeniz gerektiğini unutmamalısınız. Çok fazla detay
vermeyeceğim çünkü bu sizleri kısıtlamak olur.
#Daha önce yapılan uyarıları göze alarak rol oyunlarınızı yazmalısınız.
# Başarılar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gaspard McAllen
Hufflepuff III. Sınıf
Hufflepuff III. Sınıf


Mesaj Sayısı: 385
Doğum tarihi: 23/12/94
Yaş: 17
Mücadele Tarafı: Taner! Oh yeah :)
Sihirsel Soy: Safkan
Evcil Hayvanı: Çita :D
Kayıt tarihi: 09/05/09

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
85/100  (85/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: #Dokuzuncu Ders~   Paz Tem. 04, 2010 3:08 pm

Sabah kendim kurduğum saatle yataktan fırladım. Bu saatin fazla öttüğünü bile bile hala bu saati kurmakta ısrar ediyordum sanki. Ayağa kalktım. İyi bir esnedikten sonra tahtadan yapılmış ve üzerinde ortopedik bir yatak olan bazama baktım. Üzerinde mavi ve beyaz çizgili mevresmi olan yatağımı düzelmek veya düzeltmemek hakkında bir karar veriyordum. Bugün tersimden kalkmış gibi yatağımı düzeltmeye karar verdim. Eğildim ve düzenli bir şekilde düzelttim. Hafif bir duşun iyi geliceğini düşünürek kahverenginden yapılmış tahta dolabıma yöneldim. Dolabımın içinin dağınık olduğunu bildiğim için genellikle dolabımı açmamayı tercih ederim ama bunu bir havlu için yapmalıydım. Yazın sıcağında yatak gerçekten sıcak olduğu için fazlasıyla terlemeye başlamıştım. Bu duş bana bu yüzden iyi gelecekti dolabımı büyük bir cesaretle açtım. Artık dolabımı toplama zamanı gelmiş olduğunu hissettim ve hızlı bir şekilde toplayıp havlumu aldım ve dolabımın kapağını kapattım. Elimdeki havluyla Slytherin banyosuna girdim ve soyunmaya başladım gisysilerimi askıya astıktan sonra soğuk bir duş alarak terimi üstümden akıttım. Duştan çıktığımda üstümdeki havluyla Slytherin yatakhanesindeki dolabımı açtım. Gerekli eşyalarımı alarak kurulanıp giyinmeye başladım. Giyindikten sonra dün yatağımda bitirdiğim kitabı yenisiyle değiştirmek için yatakhaneden çıkıp kütüphaneye yöneldim. Kütüphanenin o büyük kapısından içeriye girdim. Kütüphanenin içinde üç tane fazlasıyla büyük olan arkalı önlü açık kahverengi tahtadan yapımış milyonlarca kitabın olduğu kitaplık vardı. Bir hafta önce aldığım kitabı yerine bırakarak kütüphane görevlisinin yanına geldim. Karşısındaki siyah masanısının üstünde akıl edemiyeceğiniz büyüklükte bir defter vardı. Yanına geldiğimde suratıma bakarak ''Size nasıl yardım yardım edebilirim bay Taylor?'' dedi. Ona bakarak ''Ben geçen hafta aldığım kitabı dün gece bitirdim. Bügünse buraya yenisini almak için geldim. Bu arada kitabı yerine bıraktım ona göre. Yani aklınızda bulunsun diye söylüyorum.'' dedim. Kadın o oldukça büyük olan defterini açtı ve ismimi bir çırpıda bulup işlemi yaparak bana döndü ''Peki bay Taylor buyrun hangi kitabı istiyorsanız seçin.'' dedi. Ben masasının önünden ayrıldım ve kitaplıktan bir kitap alarak okumaya başladım.Kuşlar! Kuşlar uçmak için yaratılmışlar. Özgürce uçmak için. O kanatlar! Havada müthiş bir şekilde süzülmeleri için yaratılmış. Of... Bu kitap çok sıkıcı. Tamam kuşlar konusunda haklı ama kardeşim bu kadarda abartılmamalı yani değilmi. Bu kitapların hepsi böyle sıkıcı olmak zorunda mı? Kütüphanedeyim ve hiç mi dövüş kavga anlatan bir roman olamaz mı? Diye düşündüğüm anda önüme bir kitap geldi. Evet bu kez aradığımı bulmuştum. Kavga ve dövüşü anlatan bir kitabı nihayet bulmuştum. Kitabı aldığım gibi direk kütüphane görevlisinin yanına geldim ve ''Ben kitabımı aldım.'' dedim. Kadın bana döndü ve ''Peki bay Taylor kitabınızı alabilir miyim? Gerekli işlemleri yapmam gerek.'' dedi. Ona baakarak kafamı yukarı aşaya sallayarak kitabı kadına uzattım kadın birkaç işlem yaptıktan sonra kitabı uzatarak ''Peki bay Taylor. İşlemler yapıldı.'' dedi. Kitabımı aldım ve kütüphaneden çıkarak Slytherin yatakhanesine giderek kitabı yatağımın üzerine bıraktım. İçersi gerçekten sıcaktı. Birazcık serinlemek için lavaboya gittim ve elimi yüzümü yıkadım. Lavabodan çıktım. Bahçeye inmek için merdavenlerden inmeye başladım. Bu merdivenler gerçekten beni öldürüyordu. İn in bitmiyor. Bahçeye indim ve yürümeye başladım. Yalnız başıma yürümek gerçekten hoşuma gidiyordu. Çok yürüdümki farkında olmadan ormana gelmişim. Yürümeye devam ettim yerler solmuş sarı yapraklarla kaplı. Her tarafımın ağaçlarla kaplı olduğunu anlayınca geri dönmeye karar verdim. Kaybolabilirdim. İşte bu kötü olurdu diye düşünürken karşıma şahgaga çıktı. Kütüphanede okuğum kitap sanki şahgagayı göreceğimi heber vermişti. Şahgaga her zamanki güzelliğiyle karşımda duruyordu. Yanına gittim ve eğildim. Onunda eğilmesini beklemeye başladım. Şahgaga bana yaklaşlaştı. Beni kokladıktan sonra eğildi. Ayağa kalktım ve kafasını okşamaya başladım. Gerçekten çok güzel bir duyguydu. Üstüne çıkdım ve onu kafasından okşamaya devam ettim. Kanatlarını açmaya başladığında çok korkmuştum. Kananatlarınıartık tamamen açmmıştı ve koşmaya başlamıştı. Kızdığını düşünmek bile istemiyordum. Birden havalanmaya başladı. Git gide havada süzülüyordu. Yukardan manzara çok güzeldi. Ama hala çok korkuyordum çünkü düşebilirdim. Altımızda gerçekten güzel ve büyük bir göl vardı. Etrafı yemyeşil ağaçlarla sarılıydı. Hemen ilerdese şato görünüyordu. Gerçektende baya bir uzaklaştığımı farkettim. Artık yavaş yavaş tutunmayı bırakmış ve rüzgarın akımıyla dengemi sağlamıştım. Ellerimi iki yana açmış. Korkumu yitirmek için delilercesine bağrıyordum. Gölün üzerinde alçaldı şahgaga. Artık ayakları göle deyiyordu. Onunda mutlu olduğu her halinden belliydi. Tekrar yükseklere uçmaya başladı ben geriye doğru gitmeye başladığmı hissedince öne eğilerek şahgagaya sımsıkı tutundum artık okulun şatosuna yaklaşmıştık. Yavaşça alçalmaya başladı. Okulun yakındındaki ağaçların arasına indi ve eğildi. Kafasını okşayarak indim. Bu benim için gerçekten süper bir deneyimdi.Şhgaganın kafasını yavaşça öptükten sonra okula doğru yürümeye başladım. Arkama baktığımda şahgaga arkamda değildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jason Carrington



Mesaj Sayısı: 397
Doğum tarihi: 08/05/94
Yaş: 18
Mücadele Tarafı: Karanlık
Sihirsel Soy: Melez
Kayıt tarihi: 31/03/10

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: #Dokuzuncu Ders~   Paz Tem. 04, 2010 3:26 pm

Issız ve dolambaçlı bir yaz akşamı, yasak olmasına rağmen dışarı çıkmış ve Kara Göle gelmiştim. Nedenini bilmesem de burası beni rahatlatıyor ve gevşetiyordu. Keyfe değer bir şeylerin hala var olduğunu gösteriyordu. Sinirli anlarımda bile buraya gelir, yerden bir çakıl taşı alır ve gölün derinliklerine fırlatarak öfkemi yatıştırırdım. Ama bu sefer sinirli bir anımda değildim veya kötü bir durumda. Sadece canım istemişti ve gelmiştim. İçimden bir ses Kara Göle gitmelisin dediği için gelmiştim. Ne olacağını, ne yapacağımı bilmiyordum. Sadece göle bakıyor, düşünüyordum. Tek yapabildiğimde buydu zaten. Bazen aklıma geliyordu da, ne için yaşıyordum? Kim için? Gerçekten yaşayacak bir şeyim yoktu. Şurada, şimdi intihar etsem bunun birçok nedeni olurdu. Dostlarım, sevgilim, beni düşünen onca insan, gerçekten bana değer veriyorlar mıydı? Yoksa umursamaz bir şekilde, içten içe alay mı ediyorlardı? Allak bullak olan aklım sağlıklı düşünemiyordu. Sinirlenmemek adına, ayağımın dibinde duran, kararmış olan çakıl taşını aldım ve olabildiğince ileriye fırlattım. Tek yapabildiğim buydu. Bir çakıl taşı almak ve atmak. 

Yeteri kadar kaldığımı düşünerek geriye döndüm ve ilerlemeye başladım. Gözlerim yerde, olanlardan veyahut olacaklardan pişman bir şekilde yürüyordum. Annem gelmişti aklıma… Berrak ve tertemiz yüzü, hoş ve nasihatli sözleri… İstemeden gözümden akan bir gözyaşına şahit olmuştum. Anneme olan sevgim, babama duyduğum kinden daha fazlaydı. Bu durumda onu bağışlamalı mıydım? Affetmeli miydim? Annem olsa bu durumda ne derdi? Ne nasihat ederdi bana? Ne söylerdi? Kararsızdım. Belki de hiçbir şey yapmamalıydım. Eceli geldiğinde kendisi ölmeliydi. Yüzümden akan birkaç gözyaşını, kol avucumla sildim ve bir dal parçasının çıtırdadığını duydum. Ses ileriden geliyordu. Bir ölüm yiyen? Bir öğrenci? Kim olabilirdi. Beni mi takip ediyordu? Dikkatli bir şekilde cebimde duran kavuk ağacından yapılma asamı kavradım ve yavaş adımlarla sesin geldiği yöne doğru ilerledim. Bir iki ağaç geçtikten sonra asamı serbest bıraktım ve karşımda gördüğüm şey karşısında rahatladım. Karşımda duran şey… Bir, hipogrifti. Uzun kanatları olan, sivri gagalı, beyaz pullu bir hipogrif. Küçüklüğümden beri görmediğim bir hayvan. Bir çılgınlık yapmalı mıydım? Yavaşça ona yaklaştım ve gözlerim dik bir şekilde kafamı eğerek selam verdim. Beni sezen hipogrif pullu ön dizini kırarak bana selam vermişti. Yavaş bir şekilde ona yaklaştım ve elimle onu okşadım.
“Merhaba dostum. Bir gezintiye çıkalım mı? Ne dersin?”
Onaylayan bir şekilde kafasını uzattı ve üstüne binmem için bana sokuldu. Bu hayvanın vahşi olduğunu söyleyen kişiler, şimdi bu sahneyi görmeliydi. Canını acıtmayacak bir şekilde üstüne bindim ve sıkıca boynuna dolandım. Yavaş yavaş hareket etmeye başladı ve uzun pullu kanatlarıyla havalanmaya çalıştı. Bir iki kanat çırpma sonrası artık havada süzülüyorduk. Uzun zamandır binmediğim bu hayvan, sanki ilk biniyormuşçasına beni heyecanlandırıyor, adrenalin tutkusuyla bağrımı sarıyordu. Ayaklarımızın altında kalan yeşil çam ağaçları, o kadar farklı gözüküyordu ki birkaç saniye gözlerimi onlardan alamamıştım. Daha sonra Kara Göle gelmiş ve üstünde süzülmeye başlamıştık. Denizdeki yarı saydam görüntümüz beni bir hayli korkutmuştu. İlk defa böyle hissediyordum. Tüm dertlerimi, sıkıntılarımı unutmuş, niçin yaşamam gerektiğini anımsamıştım. Yavaş yavaş göle doğru yaklaşmış ve ayağını göle sürtmeye başlamıştı. Anlaşılan bu hoşuna gidiyordu. Daha sonra birkaç kuş görüp, hızlı ve seri bir şekilde havalandık ve peşlerinden uçmaya başladık. Hipogriflerin kuşları sevdiğini unutmuştum. Beyaz tüylerini sıkmadan sıkıca kavradım ve yapacağı delice hareketlerden sağ kurtulmak için dua etmeye başladım. Birkaç kuşu, on beş santimlik pençeleriyle yakalamış ve iniş yapmak için düzgün bir yer aramaya başlamıştı. En sonunda Kara Gölün kıyısının üstüne gelmiş ve pençelerindeki kuşları yere atarak, sakin bir iniş yapmaya çalışmıştı. Üstünden dikkatli bir şekilde inmiş, kalbimin hızlı bir şekilde attığına şahit olmuştum. Ona tekrar eğilerek selam verdim ve gözlerinin içine, teşekkür edermişçesine baktım. Aynı şekilde pullu ön dizini kırarak bana selam vermişti. Daha sonra avladığı kuşları parçalayarak yemeye başlamıştı. Gerçekten olağanüstü bir şey yaşamıştım ve bir kere daha yaşamak için her şeyimi verirdim. Daha fazla geç olmadan yatakhaneye doğru yol almaya başladım. Şayet bina sorumlusuna yakalanırsam, binama eksi puan verebilirdi. Bunu düşünerek, adımlarımı hızlandırdım ve arkamdan bir kereliğine hipogrife baktım. Tanrı sesimi duymuştu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Antonio Miele



Mesaj Sayısı: 2
Kayıt tarihi: 04/07/10

MesajKonu: Geri: #Dokuzuncu Ders~   Salı Tem. 06, 2010 8:20 pm

Güneş büyük dağın ardından iyice belini doğrulturken, bulutlar kol kola girmişlerdi.Yaşlı ağaçların uzun dallarında sıcak yuvalarındaki kuşlar, her günkü mutluluk şarkılarını söylüyorlardı.Yere süzülerek inen her yaprak güzün müjdecisiydi adeta.Kara göl ölümü umursamazcasına hala aynı yerindeydi.Hogwarts'ın en nadide yeriydi belki de burası.Ağaçlar birbirlerini sıkı sıkıya tanıyorlardı.O toprak kokusu havaya kalkınca tüm doğa bayram ederdi.Elindeki yemeğiyle ve fıldır fıldır gözleriyle küçük bir sincap evinden çıkıverdi.Yeni bir güne başlamanın verdiği duygu ile gezinti yapmak istedi.Kara göle yaklaştığında aniden kaçıverdi.Hipogrif, zavallı toprağı dövercesine yere iniş yaptı.Devasa ayakları çok yorulmuştu ve gözlerinden uyku akıyordu.Ön ayaklarını öne arkaya hareket ettirerek son bir kez daha şaha kalktı.Güneş odama girerken, odadaki tozları ifşa etmeyi ihmal etmiyordu.Yatağımdan uykulu gözlerle yavaşça kalkarken, gördüğüm o rüyayı düşünüyordum.Uyku sersermi yürüyerek dolabımın kapağını açtım ve Hogwarts kıyafetlerimi zorlukla seçtim.Soğuk kıyafetleri bedenime hızlıca geçirdim.Neyse ki sabah dersim yoktu.Bu yüzden rahat bir şekilde yatakhanenin büyük kapısını aralayarak kahvaltıya inebildim.Ortak salonda yeterince öğrenci yoktu.Biraz erken kalkmış olmalıydım.Kahvaltıda omlet vardı ve ben bunu sevmemiştim.Omletten pek haz aldığım söylenemezdi.Ahşap masaya oturdum, omletin yarısını bitirdim.Artık yiyemeyeceğimi anlayınca yemeyi kestim.Slytherin'den Matthew karşıma oturmuştu.Onu görünce sevindim.Belki de Kara Göl'e gidebilirdik.Onunla geçmişteki maceralarımızı hatırladım.Çok eğlenceliydi ve Matthew tam benim kafadandı.Bu yüzden söyleyeceğim şeylere karar verdim ve cümleleri hazırladım : "Matthew, sabah ders yok.Bahçede biraz gezmeye ne dersin dostum ?" Dedim, hala gözlerim onun ne cevap vereceğini bekliyordu.Ağzındaki lokmayı hızlıca yuttu ve : "Tamam dostum, bana uyar." Dedi.Sevinmiştim, yüzümdeki aniden ve istemsizce oluşan o gülümsemeye dur diyemedim.Kahvaltısını bitirdikten sonra birlikte bahçeye çıktık.İşte, Hogwarts'ı Hogwarts yapan şey, bahçe ! Burayı Antonio çok seviyordu.Gerçekten sessizliği ve yeşilliği çok güzeldi.Matthew ile birlikte sessizce ve yavaşça ilerliyorlardı.Matthew sağ elinin işaret parmağını kaldırarak şamarcı söğütü gösterdi : "Miele hatırlıyor musun ? 3. sınıftayken bu ağaçtan az dayak yememiştik." İkimizde kahkahalara boğulduk.Bayağı yürüdük, sanırım kara göle gelmiştik.Burası gerçekten çok güzeldi ve yeşillikler fazlaydı.Aklıma hemen o şarkının sözleri geldi :
"Dün, sorunlarım çok uzak görünüyordu
Şimdi kalmak için buradalarmış gibi görünüyor
Oh, düne inanıyorum "

Evet, işte bu en sevdiğim şarkıydı.Gölün kenarına Matthew ile birlikte oturduk.Eskilerden konuşuyorduk, bunu hep yapardık.Eskiden onunla birlikte çok maceramız olmuştu.Hele ki okula ilk geldiğimizde yatakhaneyi bulamamıştık.O olay aklıma geldikçe hala gülerim.Arkamda bir gürültü hissettim.Matthew hala kara gölün manzarasını izlerken onu dirseğimle dürttüm : "Hey, Matthew ! " Dedim, suratım gittikçe tedirgin bir hal alıyordu.Bir hipogrif bize doğru yaklaşıyordu ve Matthew ancak şimdi bakabilmişti.İstemsizce ayağa kalktım.Bir hipogrife nasıl yaklaşılacaktı ? Bunu derste görmüştüm ama şimdi heyecandan hatırlayamıyordum.Yavaş yavaş ona yaklaştım, yerdeki çalılar ses çıkarıyordu.Yavaşça öne eğildim.Hipogrif hala huysuzca davranıyordu ve beni korkutuyordu gerçekten.Büyücek kanatları ve sağlam bacakları vardı.Cidden büyük bir hayvandı.O da başını öne eğdi.Bu, ona yaklaşabilirim demekti.Yavaşça temkinli bir şekilde devasa hayvana yaklaştım.Başını usulca sevdim.Alnımdan terler akıyordu.Matthew ayakta şaşırmış bir şekilde beni izliyordu : "Hey Miele, hadi çabuk gidelim buradan, sen ne yapıyorsun öyle ? " Dedi.Hipogrif benim için bacaklarını kırdı ve boyunu benim sırtına atlayabileceğim bir düzeye indirdi.Birden kendimi hayvanın sırtına attım.Büyük tüylerinden tutmamam gerektiğini profesörlerden duymuştum.Bu yüzden sırtına boynundan tutarak yapıştım.Gözlerimi kapadım, çok korkuyordum.Çünkü ilk kez bir hipogrifin sırtındaydım.Hipogrif, hızlı bir şekilde yükseldi ve gayet hızlı olarak uçmaya başladı.Bu inanılmazdı ! Dağlar, ağaçlar şimdi altımdaydı.Bunları gördükçe her saniye aklıma yaşadığım güzel anılar geliyordu.Başımı hafifçe kaldırdım, saçlarım resmen havaya kalkmıştı, bu gerçekten hayatımda bir kere görebileceğim bir şeydi ! Kara gölün müthiş manzarası yukarıdan daha muntazamdı.Ağaçların göle yansıması, gölün yağmurla gelen güzel kokusu, dağların dizilişi ve yeşillik gerçekten görülmeye değerdi.Sanki rüyada gibiydim.Evet, şimdi başım havadaydı ve kollarımı kaldırmaya çalıştım.Kollarımı iki yana açtım ve sevinçten çığlık attım.Dudaklarıma sahip olamıyordum.Dudaklarım, kendi kendine hareket edip sevinç şarkıları söylüyordu.Hipogrif göle doğru biraz daha indi, neredeyse ayakları göle değecekti.Siyah cübbem arkada dalgalanıyordu, hipogrif gerçekten çok ciddiydi.Güneş çoktan etkisini kaybetmiş ve yerini yağmur bulutlarına bırakmıştı.Bu yüzden yağmur taneleri biraz atıştırıyordu.Yağmur biraz da olsa şiddetini arttırdığı için, ıslanan saçlarımı aldırmadan bu mutluluğun keyfini çıkardım.Belki de şu an hayatımın en güzel dakikalarını geçiriyordum !Hipogrif resmen doğanın harikalarını bana göstermişti.Kara göldeki yansımamızı takip edebiliyordum.Bir süre sonra Matthew'i gördüm, yavaşça geldiğimiz yere iniyorduk.Hipogrif yaklaştığımızda, hızını kesti ve ayaklarını yere sertçe vurdu.Ormana indiğimizde sevinçten ağzım gerçekten epey açılmıştı.Hipogrif beni yere bıraktı.Son olarak bir daha selamladım bu akıllı yaratığı ve Matthew'a dönerek : "Dostum bu inanılmaz bir şeydi.Belki de hayatımın en güzel anılarını yaşadım!" Hala gülüyordum.Bu mükemmeldi ve bunu kimseye anlatamazdım, çünkü bunu anlamak için yaşamak gerekirdi.Ben de hipogrif uçuşlarını başkalarından çok dinlemiştim.Ama bu beni bu kadar etkide bırakmamıştı.Tanrı dualarımı kabul etmiş ve bana o güzellikleri yaşatmıştı.Şimdi bunu tüm arkadaşlarıma anlatmaya çalışmalıydım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sapphire Nylenia Demexas



Mesaj Sayısı: 64
Doğum tarihi: 01/05/88
Yaş: 24
Mücadele Tarafı: Karanlık
Sihirsel Soy: Safkan
Kayıt tarihi: 21/01/10

MesajKonu: Geri: #Dokuzuncu Ders~   Çarş. Tem. 14, 2010 2:12 am

Burada ne işi vardı? Lanet olsun. Gecenin karanlığıyla ruhunun derinliklerini buluşturan kara cüppesi rüzgarın eşliğinde usulca dalgalanırken, bezginliğinin ve öfkesinin saydamlaştırdığı bakışlarını ilgisizce çevrede gezdiriyordu Nyl. Hızlı hareket etmesi gerekmese, asla böyle bir yola başvurmayacaktı. Çaresizliğinin ağırlığı ona baskı yaparken, itirazı fısıltı halinde döküldü dudaklarından. 'Lanet olsun.' Önündeki aptal hayvanın duymaması için, özellikle rüzgarın cılız uğultusuna uydurmuştu sesinin yumuşak tınısını. Hipogrifler, genç cadıya göre bu dünyada var olabilecek en saçma duygu olan gururun etkisine kendilerini kaptırmış yaratıklardı. klına, okul yıllarında hep tiksindiği Gryffindor'luları getiriyordu. Bu ismin ihninde çağrıştırdığı yankı, Nyl'in pişmanlıkla ve sıkıntıyla gözlerini sıkı sıkı yummasına neden oldu. Biraz kendineydi bilinçaltından bütün vücuduna bir zehir gibi inceden inceye işleyen suçluluk hissi, biraz da önünü sonunu düşünmeden salak gibi kendini kaptırdığı büyücüye. Ne olacağını ummuştu ki sanki? Ve sonunda eline ne geçmişti? Sol göğsünde amaçsızca güm güm atan şeyi daha da derinliklerine gömdüğü bir avuç dolusu hayalkırıklığı sadece. Bir de yasaklarını her seferinde fütursuzca delerek, gecenin bir vakti dudaklarından çığlık çığlığa dökülen adı. Soluduğu temiz havanın iğerlerinde yayılmasına izin vermek için bir süre nefesini tuttu. Oyalandığını biliyordu. Artemis büyük ihtimalle canına okuyacaktı, ama umrunda değildi. Üstünde tek ve Nyl'e bir anlam ifade etmeyen değersiz bir ismin yazılı olduğu bir kağıt parçası biraz daha geç ulaşabilirdi gitmesi gereken yere. Şu anda tek ihtiyacı, beynini hastalıklı düşüncelerden kurtarmak ve ruhunun ve sadakatinin kime ait olduğunu hatırlamaktı. Nyl kendini zor tutuyordu yüzünü buruşturmamak için. Şu anda ne yapması gerektiğini biliyordu, ama bu, yapması gerekenden nefret etmesinin önüne geçemiyordu. İnsan ya da hayvan fark etmezdi. Birilerine ya da bir şeylere boyun eğmekten nefret ediyordu. Zaten duygularının içine sürüklediği manasız girdap gururundan geriye ne kalmışsa acımasızca silip süpürmemiş miydi? Geriye kalan fidanları son bir umutla gönlünün bahçesine serpiştirmemiş miydi, belki yeşerenler ona eski Nyl'i geri getirir diye? İç geçirdi ve her şeye rağmen bir kez daha, dolunayın ışığıyla loş bir aydınlığa kavuşmuş olan çimlere serdi gururunu. Azılı hipogrif Şahgaga'yla göz temasını bozmamaya çalışarak yere diz çöktü. İçinden gözlerini devirmek geliyordu, ama kendini büyük bir tehlikeye atacak kadar aptal değildi. Bir süre sonra yavaşça doğruldu yerinden, ve hayvandan gelecek tepkiyi beklemeye başladı. Aradan çok uzun bir süre geçmemişti Şahgaga'nın genç cadının önünde diz çökmesi için. Bu birazcık şaşırtmıştı onu. Kanatları kırık bir saygıya, içten bir boyun eğiş. Belki de bundan olsa gerek, içinde kabaran fırtınanın dinmeye başladığını hissetti. İç geçirdi ve öne doğru ilerleyerek elini kocaman hipogrifin gagasına şöyle bir dokundurdu.

Hipogrifin kanatlarının arkasına ellerini koydu ve narin ama güçlü vücudunu usulca çekti yukarıya. Cüppesi kaymasın diye oturuşunu düzelttikten sonra Şahgaga'nın boyun tüylerini kavradı ve hafifçe öne eğilerek hipogrifi mahmuzladı. Usul rüzgar, Şahgaga hızlandıkça yüzüne buz parçacıkları batıran bir ayaza dönüşüyordu. Bu hoşuna gidiyordu ama. Şimşek hızıyla gökyüzüne çıkarlarken alçak sesli bir kıkırdamanın dudaklarından dökülmesine engel olamadı. Ne kadar küçümsemişti şu hayvanı üzerine binmeden önce. Ona anlamsızca gelen gururu, ne kadar da olmasa genç cadının işine yaramıştı şimdi. Elleri istemsizce tüylerinin üzerinde gezindi Şahgaga'nın, okşuyormuş gibi. Otomatikti hareketleri, genç cadının beyninde yankısı yoktu. Hissettiğinden değil de, alışkanlıktan sanki, az önceki düşüncelerinin cılız bir tesirinden. Şahgaga sessizce homurdandı dokunuşunun altında. Nyl buna bir son vererek anlamsızlaşan bakışlarını, altında son hız kayıp giden manzaraya çevirdi. Nottingham'a gidiyordu, kaz kafalı sevgilisi Artemis'le buluşmaya. Gözlerini kırpıştırdı hayal kırıklığının donuk bir yansıması olan umarsızlıkla. Düşüncelerini Artemis'e odaklamak yerine yüz elli metre kadar aşağıda kıvrılarak akan, karanlığın içinde bile pırıltısı fark edilebilen nehre dikti bakışlarını. Karanlığın içindeki pırıltı... Tıpkı onun gibi. Gözlerine nüfuz eden ıslaklığın ve sızının, dondurucu rüzgardan olduğuna dair kandırmaya çalıştı kendini. Nehir yerine başka bir şeye çevirmeye çalıştı dikkatini. İlerde, küçük bir karaltının üzerinde parlayan ışıklar çarptı gözüne. Ateş böcekleri gibi, küçük bir köyün ışıkları... Ah, şimdi budala Muggle'ların bir köyüne saldırmak için neler vermezdi. Belki güzel bir patlama büyüsü... Bütün köyü arkasında alevler içinde bırakarak çekip gidebilirdi. Kendi içindeki alevleri çaresiz salaklara yansıtarak biraz huzur bulabilirdi. Sağ eli tutkuyla asasının üzerinde dolaştı. Sadece tek bir hareketine bakardı herşey. Ama bir şey durmasına neden olmuştu. 'Şimdi olmaz,' dedi kendi kendine, eli asanın ucunu yalayarak yana düştüğünde. Kimin yaptığı hiç bilinmeyecekti belki de, ama şu anda böyle gereksiz bir risk almasına gerek yoktu. Belki dönüşte... Bu düşünceyle gülümsedi. O kendi düşüncelerinde kaybolmuşken Şahgaga birden dalışa geçmişti. Bir anda afallayan Nyl, 'Yavaş be!' diye haykırıvermişti. Hayvan kocaman kafasını ona şöyle bir çevirdi ve avazı çıktığı kadar bağırdı. Yüzünü buruşturan genç cadı, 'Tamam, bir şey demedim.' dedi hipogrifin onu anlayıp anlamadığından emin olamadan. Kendini biraz arkaya yatırdı ve renklerin ve şekillerin gözlerinin önünde flu bir şekilde akıp gitmesine konsantre olmamaya çalıştı. Ne olduğunu anlayamadan hipogrifin toynakları sert yüzeye temas etmişti. Derin bir nefes alan Nyl, Şahgaga tamamen durmayı başardığında hayvanın sırtından usulca aşağıya kaydı. Ünlü Nottingham kilisesinin demir kapıları, indikleri parkın elli metre kadar doğusunda, gizemli bir havayla merhaba diyordu ona. Gözlerini deviren Nyl, hayvana teşekkür etmek istercesine gagasını okşadı Şahgaga'nın dalgınca, ama bakışları kapıdan bir dakikalığına olsun ayrılmamıştı. Evet... Muggle'ların aptal inançlarını gösterişli bir biçimde gözler önüne serdikleri bu mekan, buluşma yeri olarak harika bir ironi oluşturuyordu şüphesiz. Kişiliğinin sessizliğini yansıttığı adımlarını büyük binaya yönelttiğinde arkasında hipogrifin tekrar yükselişinin sesini duymuştu. Omuz silkti ve umarsızca devam etti amacına ulaşabilmek için.

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Quinn Hess



Mesaj Sayısı: 5
Doğum tarihi: 11/07/92
Yaş: 19
Mücadele Tarafı: Karanlık
Sihirsel Soy: Safkan
Evcil Hayvanı: Hess
Kayıt tarihi: 16/07/10

MesajKonu: Geri: #Dokuzuncu Ders~   Paz Tem. 18, 2010 9:28 pm

...
Gökyüzünde sert ve acımasız bir yağmur vardı. Şahgaga'yı gördüğü anda ondan çok korkmuştu. Daha sonra ona binip gitmek zorunda olduğunu anlayacınca bütün cesaret toplayarak Şahgaga'ya yavaş adımlarla yaklaşmaya başladı. Şahgaga'ya binerken o kadar korkmuştu ki sarışın teni korkudan titriyordu. Sonunda ona bindi ve havalandı. İçinde ona binmenin sevincini yaşıyordu. Gökyüzünde yağmur sanki ''Git istemiyoruz seni!'' diyordu. Quinn ve Şahgaga birbirlerine çoktan ısınmışlardı bile. Quinn'in ilk bindiği andaki heyecanı uçup gitmişti. Yağmur şiddetini arttırdıkça Şahgaga'da süratini arttırıyordu. Quinn'in arkasındaki bulutlar bir korku filmi aratmıyordu. Şahgaga o büyük ve güçlü kanatları göğü yararcasına çırpıyordu. Sırtındaki tüyler o kadar rahattı ki kendimi Şahgaga'nın üstünde değil de bulutların üstünde olduğundan şüphe ediyordu. Bir anda gözü aşağıya kaydığında ağaçlar, dağlar, kuşlar Şahgaga ile Quinn'i selamlıyorlardı. Quinn kafasını kaldırdığında Şahgaga ile gözgöze geldi. Şahgaga ona sevgi dolu bir bakış attı. Quinn, Şahgaga'nın üzerinde biraz daha rahatlamıştı. Şahgaga hedefine o kadar keskin bakıyordu ki sanki hedefe bir anda varacak gibiydi. Quinn Şahgaga'nın bu hırslı yönünden çok ama çok hoşlanmıştı. Quinn kendini Şahgaga'nın üzernde kendini yerlerin ve göklerin efendisiymiş gibi hissediyordu. Çünkü yerler ve gökler onun altında bir köle gibiydiler. Şahgaga yavaş yavaş hedefe yaklaşıyordu. Hedefe yaklaştıkça yağmur hızını arttıyor, Şahgaga'da hızını arttıyordu. Yağmur ve Şahgaga inatlaşıyorlardı. Ama içimden bir ses;''Yağmurun hırsı Şahgaga'nın hırsının yanında az kalır.'' diyordu. Quinn gene de Şahgaga'nın üzerine fazla yayılmıyordu. Çünkü o bir hipogrifdi. Quinn yavaşça Şahgaga'nın tüylerini yavaşça okşamaya başladı. Şahgaga bu okşamadan gelen güvenle gökyüzünde bir kağıt gibi süzülüyordu. Şimdi anlamıştı ki Şahgaga farklı bir hipogrifti. Yağmur yavaşça hızını kesmeye başladı. Şahgaga ise aksine daha da hızlandı hedefe doğru Şahgaga'nın kanat çırpması çok hoşuna gidiyordu. Şahgaga kanat çırpmaya devam ederken gözü bir an olsun Quinn'e kaydı. Quinn'in gözündeki o kuşku dolu bakışlarını görünce onu bir an bile olsun rahatlatmak için hızını düşürdü. Fakat hedefe daha çok vardı. Bir an olsun rahatladığını görünce sıkı tutun dermişçesine bir bakış daha attı ve tekrar hızlandı. Tüyleri o kadar pürüzsüzdü ki bakınca neredeyse kendini görüyordu. Quinn ile Şahgaga bir arkadaş gibi oldular. Şahgaga hedefi görmüştü. hedefe daha hızlı varmak için kanatlarını daha çabuk çırpıyordu. Quinn'de hedefe gözlerini dikmişti. Quinn hem hedefe hem de Şahgaga'nın onu büyüleyen kanat çırpışlarına bakıyordu. Şahgaga sürekli hedefe bakıyordu. Sanki hedef sürekli yer değiştiryormuşta hedefi kaçırmamak için bakıyormuş gibi bakıyordu. Hedefe çok az kalmıştı. Hedefe az kalınca Şahgaga kanat çırpışlarını daha da hızlandırıyordu. Bu kanat çırpışlarının hızı Quinn'in kalp atışlarını da çok arttırıyordu. Çünkü O da hedefte ne olduğunu çok merak ediyordu. O hedefte ne olduğunu yalnızca Şahgaga biliyordu. Hedefe gelmişlerdi. Quinn Şahgaga'nın üzerinden inerken tıpkı binerken olduğu gibi yavaş bir şekilde inmişti. Quinn hedefte gördüklerinden hiç birşey anlamamıştı ama Şahgaga'nın anladığı her halinden belliydi.


En son Quinn Hess tarafından Paz Tem. 18, 2010 10:42 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Winter Jovia
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Mesaj Sayısı: 489
Doğum tarihi: 24/04/97
Yaş: 15
Kayıt tarihi: 03/05/10

Bilgiler
Quidditch Mevkiî: Kovalayıcı
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: #Dokuzuncu Ders~   Paz Tem. 18, 2010 10:26 pm

Bedeninin etrafında süzülen rüzgar, tatlı esintilerle saçlarında dans ediyor ve oradan pamuk misali bulutları canlandırmak üzere gökyüzüne savruluyordu. Güneş bütün hakimiyetini göstermek istermişcesine ışıl ışıl parlıyordu. Meredith'in pürüzsüz teni güneşin ışıklarının kaşmir dokusuna sahip ninnisine tanık oluyordu. İçerisine dolan huzur yıllardır mahkum kaldığı kalbinin derinliklerinde firar etmiş, tüm benliğiyle bedeninden dışarıya doğru taşıyordu. Sessizliği bir ok misali yaran kuşların cıvıltıları tadını hiç hatırlayamadığı, doğru düzgün yaşayamadığı o mutluluğu genç cadıya geri kazandırmak istiyordu sanki. Üzerinde oturduğu hipogrifin kanatları usulca gökyüzünde dalgalanırken bütün kaslarının bir anda yumuşadığını hissediyordu. Beynindeki tüm o acılar, tüm nefret bulanıklaşmıştı şimdi. Rüzgarın uçuşan tınısıyla birlikte sonsuzluğun hiçliğine karışıp uzaklaşıyordu bedeninden. Bir an olsun huzuru tadailmek için, mutluluğu tüm coşkusuyla avuçlarında hissedebilmek için benliğinde biriken tüm öfkeyi bir kenara itti. Her ne kadar kısa bir süreliğine onu kendinden uzaklaştırmış olsa da yemyeşil çimenlerle bezenmiş toprağa ayak bastığı an anıların peşine yeniden takılacağını biliyordu. Yine de dudaklarında oluşan hafif tatlı tebessüm neşesinin canlı kanıtıydı işte. Tıpkı annesi ölmeden önceki hayatını yeniden yaşıyor gibi hissediyordu kendisini. Küçükken her saah erkenden kalkar ve öğlen olana kadar küçük, şirin evlerinden birkaç metre uzakta olan göle gidip doyasıya yüzerdi. Güneş tam tepeye çıktığı sıralarda evlerinin mutfağından süzülerek bedenini sarmalayan o kurabiye kokularının getirdiği heyecana yenik düşerek suların içerisinden bir hışımla çıkıverirdi. Havluyu sırtına sarmaya gerek görmeyerek ıslak saçlarının eşliğinde kapıya koşardı. Karşısında beliren annesi sayesinde bacaklarına bakma gereği duyduğunda onların çamurlar sayesinde kirlendiğini görürdü. Bir güzel yıkandıktan sonra sanki hanımeli şarabından yapılmışçasına, bir tadıp bir daha bırakamayacağınız lezzette kurabiyelerden yemeye başlardı. O zaman kızarmış yanaklarında beliren gülümseme ile şimdiki tebessümü aynıydı. Kollarını hafifçe kaldırarak Şahgaga'nın yumuşacık tüylerini okşadı. Parmaklarının uçlarından bedenine doğru yayılan o müthiş duygu bütün vücudunu alev alev yakıyordu. Dudaklarından kaçan coşku dolu çığlık ağaçların uzun bedenleri arasında yankılandı. Başını merakla aşağı doğru çevirdiğinde dağların kendisini karşılamak amaçlı gülümsediğini, duru bir güzellikle akan nehirlerin rahatlatıcı şarkısını mırıldandığını, ağaçların rüzgarın sevinciyle beraber kendisine el salladığını görebiliyordu. Kalbi göğsünün altında hızla atıyor ve kanın bütün bedenine yayılamasını sağlıyordu. Heyecandan nefes alışverişleri hızlanmıştı. Gözlerini kapatarak kendini gökyüzünün derinliklerine bıraktığı sırada Şahgaga'nın iniltisini duyabiliyordu. Bu görkemli yaratık da tıpkı Meredith gibi mutluluk dolmuştu belli ki. Kanatlarını geriye doğru çekip de kendisini toprağa yönlendirdiğinde genç kız hayatında asla unutamayacağı bu gezintinin sona erdiğini anlamıştı. Hayvanın devasa ayakları toprağa değdiği sırada çıkan sesle irkildi. Sonunda yeryüzüne inebildiğinde acının en saf halinin kalbinin tam ortasına saplandığını hissedebiliyordu. Annesinin öldüğü bir gerçekti ve asla değişmeyecekti. Anılar asla geriye sarılamayacak ve kayıpların yeri doldurulamayacaktı. Kafasını hafifçe salladığı sırada hipogrif gagasıyla Meredith'in yanağını okşadı. Gözleri onunkiyle buluştuğunda dudaklarından küçük bir kahkaha fırlayıverdi. Elleri ile Şahgaga'nın başını okşayarak ona en güzel gülümsemelerinden birini yollayarak yeni dostuna veda etmeye hazırlandı.
'' Uç Şahgaga, özgürlüğüne doğru kanat çırp. Benim asla yapamayacağım şeyi sen gerçek kıl!''
Sert esmeye başlayan rüzgarla ve hafifçe çiseleyen yağmurdan ıslanmış saçlarıyla ağaçların arasına doğru ilerledi. Anlaşılmaz göz yaşları çenesinden toprağa doğru süzülüyordu. Dudaklarında beliren tebessümle beraber geriye döndü artık yerinde olmayan dostu özgürlüğüne doğru yol almıştı.
''Elveda.'' diye fısıldayarak kendisi de alacakaranlığın ardında kayboldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

#Dokuzuncu Ders~

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» Ders Programı & Derslere Kayıt
» #Dokuzuncu Ders~
» FELS201 Felsefeye Giriş Ders Notları
» hukuk fak. geçen döneme aittir fakat güncel ders notlarıdır Genel Devlet Teorisi II
» 2. Sınıf Ders Seçimi Başvurusu

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Phoenix ! ~ Harry Potter Rpg ::  ||| Başlangıç :: RPG İçi-