AnasayfaEski ParşömenSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Tehlike Çanları.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Elias Archer
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 12/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Tehlike Çanları.   Salı Mayıs 17, 2011 6:41 pm

RO'dakiler {Sırasıyla}
    # Elias Archer.
    # Conerus Hell Greyn.
    # Quinn Malistaire.
    # Onille de Sauveterre.


    “Kehanetler her zaman saçma olmaya mahkumdur.” Yüksek sesle böyle haykırdı Archie. Kendi elini tutan cadının elini bir hışımla geri ittirdi. Burnundan soluyarak baktı cadıya. Zar zor onu buraya getirmiş olan annesine döndü sonra. “Eğer benim geleceğimin daha parlak olmasını bekliyorsan, beni böyle saçma sapan yerlere getirmezsin. Hatta yakamdan düşersen çok daha iyi olur. Anne!” Genç yaşta oğluna hamile kalmış olan Elizabeth’e bakışlarını çeviren Archie’nin kızdığında beliren damarları alnında parıldıyordu adeta. Sanki çatlayıp yerinden fırlayacakmış gibi zorlanıyordu damarları. Elizabeth başını bir yana düşürüyor gibi yaparak acı bir ifade ile gözlerini kıstı. Aklı sıra oğlunun gönlünü almaya çalışıyordu. Aslında bu bakışların altında başka bir şey yatıyordu. Elizabeth oğlunun kendisini bu güvendiği kehanet ustası arkadaşının yanında rezil etmemesi için oğluna yalvarıyordu. Bu bakışlar başka hiçbir şeyi anlatmıyordu. Archie annesinin her hareketini artık adı gibi ezbere biliyordu. Yine onun numaralarından biriydi işte, artık kolay lokma olmayacaktı. Aniden oturduğu yerden kalktı. Yan gözlerle annesini süzdü önce, sonra kehanet zımbırtısı cadıya kaydırdı gözlerini. “Benim geleceğimi karartan asıl sizlersiniz. Bu saçma sapan şeyler..” Daha fazla konuşmak istemedi. Ve falcı cadının dükkanını terk etti annesini beklemeden. Küçüklüğünden beri annesinin kuklası olmuştu. Bu Hogwarts denen okulda geçirdiği beş sene içinde hem üzülmüş hem de sevinmişti. Üzülmüştü, bu sıkıcı Profesörler ve büyü ezberleri dolu dersler onu iyice bunaltmıştı. Sevinmişti, çünkü annesinden uzaktaydı o okuldayken. Düşünüyordu şimdi, o çok istediği sıradan insanların okuluna gitseydi, annesi yanı başında bitiverirdi her gün. Hogwarts’ı onun gibi hem sevip hem de sevmeyen bir başkasını tanımıyordu. Karmaşık bir duyguydu bu.

    Benliğini sarmalayan bu düşüncelerden kurtulmak adına hızlı adımlarını daha da hızlandırdı. İki eli de cebindeydi. Burnundan soluyarak yürüyor, adeta attığı her adımında yolda koca delikler açıyordu. Böyle şeyler için annesi hep burayı, Knocturn yolunu seçiyordu. İşini anlayan ustaların en çok buralarda kol gezdiğini söylerdi. Bu konuda Archie onun yanıldığını söyleyemezdi. Ama her seferinde kendisini yarı yolda bırakacağını annesinin bir türlü kestiremiyor oluşunu çok iyi biliyordu. Tıpkı az önce olduğu gibi. Anita Bar’ın birkaç metre ötede olduğunu biliyordu. Annesinin dükkan seçiminin böyle bir yerde olması isabet olmuştu da denilebilirdi. Biraz kafa dağıtmaya ihtiyacı vardı. Ama bu konuda pek de emin olduğu söylenemezdi doğrusu. İçtiğinde ne kadar sinirli birisi olup çıktığını herkes biliyordu. Yalnız sorun şu ki, bu an içmekten başka bir şey istemiyordu Archie. Sınırı aşmadan birkaç yudum almanın kimseye zararı dokunmazdı. Barın dış camına yapıştırdı yüzünü, içeriye bakınmak için bir süre. Gözleri kendini yanıltmıyorsa içerde Hell’i görür gibi olmuştu. İşte bu kuzeniydi, ta kendisi. Bar’ın gıcırtılı kapısını açtı bir hışımla. Taburelerin sırayla dizildiği uzun giriş masasına vardığında, aniden elini kuzeninin sırtına koyuverdi. “Seni burada görmeyi planlamıyordum ama hiç de şaşırmadım doğrusu.” Suratında yaramaz bir sırıtma ifadesi belirdi sonra. Hell’in yanına otururken bir kadeh de içki söyledi bu arada. Ve kuzeninin manalı bakışları altında kalmamak adına cevabı yapıştırdı hemen. ”Sadece bir kadeh çok bir şey içmeyeceğim. Fazla içkinin beni ne yaptığını biliyorsun. Bu arada, nasihat vermeyi sevmem ama sen de fazla içmesen iyi olur.” Gözlerini birkaç dakika içinde gelen içki kadehine kaydırdı bu sefer. Amma susamış olduğu geldi aklına. Az önceki cırtlak ses tonunu hatırladı ardından. İçi duman dolu fanusa upuzun tırnaklı ellerini uzatan kahin cadının cırtlak ses tonu hala kulaklarında yankılanıyordu. Archie sıkıca gözlerini yumdu hemen ve bir dikişte bitirdi kadehteki içkiyi. Elinin tersiyle ağzının kenarlarını silerken gözlerini bu sefer bu acı tadın etkisiyle kısmıştı. Hell’in şaşkın bakışları arasında ona gülümsemeyi sürdürdü.

    “Beni bir kadehin bu kadar etkileyeceği kimin aklına gelirdi ki! Ama yine hala diriyim!” Suratında bir sırıtma ifadesi belirdi bu sözünden sonra. Birkaç saniye geçmeden barmen Archie’nin yakınlarına doğu uzatmış olduğu kadehe kaydırdı bakışlarını. Bunu sen mi içtin? dercesine şaşkın bir bakışla süsdü Archie’yi. ”Bu diğer müşterimindi, her zamankinden vermiştim, en ağırından. Sen yanlış içkiyi içtin dostum.” Archie hıçkırmaya devam ederken içkinin asıl sahibine bakmak için başını çevirdi. ”Quinn Malistaire? Bu içkiyi isteyen yoksa-hıg sen miydin? Ah! Burası seni çektiğine göre sen de o seksi piliçlerden biri olmaya karar verdin anlaşılan.” Sonunda bir kahkaha patlatmayı da ihmal etmedi. Etraftan aldığı duyumlara göre bu kızı sarhoş etmenin ne kadar zor olduğunu iyi biliyordu. Ama kendisi tam sarhoş olmasa bile başının dönmeye başlaması ve yavaş yavaş hıçkırıklara boğulmasıyla bu durumu biraz ele verir olmuştu. “Böyle lanet olası bir içkiyi içebilecek kadar adi olduğunu bilmiyordum.” Kızın kızgın bakışları onun bu sözlerinden hoşlanmadığını açıkça belli ediyordu. Fakat sahiden de bu kızın burada ne işi olabilirdi ki? Archie ani bir hareketi sonucu önündeki boş kadehi yere düşürüvermişti. Etrafa saçılan cam kırıntılarının çıkardığı ses diğer müşterileri de ayaklandırmaya yetmişti. Elias Archer iki elini de sorun yok anlamında havaya kaldırıp diğerlerini yatıştırmaya çalıştı. Fakat birkaç saniye içinde gerçekleşen bu olay yine aynı saniyelerde bir tokat yemesiyle son bulmuştu. Quinn ona sıkı bir tokat patlatmıştı. “Birincisi; o benim arkadaşıma ısmarladığım bir içkiydi. İkincisi; sana bu kadar adi bir sözü söylemen için kim izin verdi bilmiyorum, ama bir daha konuşmadan önce düşünsen iyi olur.” Archie şaşkın bir halde yanağını tutarken, gözünü diğer masalara kaydırdı, Quinn’in arkadaşım dediği kişiyi görebilmek için, fakat henüz onu fark edebilmiş değildi. Bu olay üzerine kendine daha önce verdiği sözü unutarak bir kadeh daha istedi barmenden. İşlerin daha da büyüyeceğini bilmiyordu oysa. Quinn’in neden buraya gelmiş olabileceği de hala merak konusuydu. Birazdan patlayıp ona saldıracağını dahi bilmiyordu bu kız. Ah ne acı! Diye geçirdi içinden, sinsice gülüşünü de gizleyerek.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Conerus Hell Greyn
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 43
Mücadele Tarafı : Alkolü seven bir taraf var mı?
Sihirsel Soy : Safkan.
Kayıt tarihi : 14/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Tehlike Çanları.   Salı Mayıs 17, 2011 8:00 pm

    Sinirle, "Lanet olsun," diye fısıldadı odasında, Conerus. Anne ve babası her zamanki gibiydi. Her zamanki gibi sıkıcı ve aptal. Yine bir süre dırdır etmişlerdi, yine Conerus'un başının ağrımasına sebep olmuşlardı. Her zamanki gibi. Her zamanki sıkıcılık ve aptallıklarıyla. Conerus neden içiyordu? Neredeyse her gün yaşadığı bu iğrenç şey yüzünden. Ailesi yüzünden. İçince rahatlıyordu, beyni bir süreliğine boşalıyordu. Özgür olduğu bir dünya yaratmasını sağlıyordu. Ancak, evde olduğunda ve sarhoş değilken, bu olay tam tersine dönüyor ve annesi ile babasının iğrenç sesleri, kulağında sürekli çınlıyordu. İçeride, kendisi hakkında konuştuklarına yemin edebilirdi Hell. Her zamanki gibi.

    Kalktı, üstüne ceketini geçirdi ve odasından çıktı. Odanın kapısının sesini duyan annesinin, "Yine nereye?" dediğini duyar gibiydi. "Sizden kurtulmaya," diye cevapladı annesinin sorusunu. O sırada kapının yanına ulaşmıştı, evden hızlıca çıktı ve Çatlak Kazan'a giden yolu tuttu. Okulu sevmese de, Hogwarts'ın açılacağı günü iple çekiyordu. Bu evden bir dönem süresi kadar daha kurtulacağı için mutluydu. Üstelik, okulun kapanışından beri Kaymakbirası da içmiyordu. Özlediğini söyleyebilirdi, bütün bir yaz boyunca çeşit çeşit barların içkilerini tatmıştı. Bazen eve gitmiyor, Çatlak Kazan'da kalıyordu. Sonrasında ise, tekrar bir bara gidiyordu. Her gün, hemen hemen bu şekilde geçiyordu.

    Çatlak Kazan'dan Diagon Yolu'na, oradan da Knockturn'a geçti. Aklına ilk gelen bar olan Anita'nın yolunu tuttu. Baş ağrısı, şimdi biraz daha azalmıştı. Ancak, birkaç saattir alkol almadığı için, ufak bir ağrı kalmıştı başında. Bağımlılığı bu kadar ilerlemişti işte. Alkol içmediğinde, başı ağrıyordu. Belki de sağlık sorunu vardı. Aslında, doktora görünmeyi hiç düşünmemişti. Ailesinin, o iğrenç ötesi derecede ısrarları yüzünden, bütün doktorlardan nefret etmeye başlamıştı. Onların ne yapacağını gayet iyi biliyordu. Bir kez onların yanına gittiğinde, ailesinin de onayıyla, onun isteyip istemediğine bakmayarak onu tedavi altına alacaklardı. Olağanüstü derecede iğrenç.

    Kendine bir içki söyleyip, oturdu. İçkisinden aldığı birkaç yudumdan sonra, başında ağrı falan kalmamıştı. Ancak, bir süre sonra kuzenini gördüğünde, bugün başının ağrıyacağına emin olmuştu. Onun böyle bir yere neden geldiğini anlamamıştı. İçkiye karşı hassasken, buraya gelmesi hataydı. Aldığı içkiyi içtiğindeki yüz ifadesi, beklenecek bir şeydi. İçtiğinin ağır bir içki olduğunu biliyordu Hell. Ancak bir şey söylememiş, olacakları görmek istemişti. Belki de bu gece başının ağrımasına göz yumabilir, biraz eğlenebilirdi.

    İçkiyi kafasına diktiği hızla, sarhoş olmuştu. Bunu, yanındaki kıza dediklerinden anlamıştı. Yanındaki kız ile, aynı binadan olduğunu sanıyordu. Biraz göz aşinalığı olsa da, onunla hiç konuşmamıştı Hell. Sadece birkaç dost yeterli oluyordu ona. Arkadaşlara gerek yoktu. Düşmanlar ise, o istemeden oluşuveriyordu. Elias, kızdan yediği tokattan sonra, bir de kadeh kırmıştı şimdi. Bu gece, başının tahmin ettiğinden daha fazla ağrıyacağını hissediyordu. Belki biraz eğlenecek olsa da, baş ağrısının buna engel olacağını seziyordu.

    Elias, ikinci bir içki istedi. Ne yapmaya çalışıyordu bu çocuk? Kızdan bir tokat yemekle hızını alamamıştı belli ki. "Bir tokat az mı geldi Elias?" diye sordu Hell, içkisinden yudumlarken. "Sadece bir kadeh içki sana öyle etki yapıyorsa, bu kadehi bitirdiğinde ne yapacağını düşünemiyorum." Kadehini bitirdi ve başka bir kadeh daha istedi barmenden. Daha sonra kıza imalı bir bakış atarak, "Kızımız da bayağı sertmiş. Kötü birine bulaştın sanırım, Elias."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Quinn Malistaire
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 37
Mücadele Tarafı : Aydınlık.
Sihirsel Soy : Melez.
Evcil Hayvanı : Rudy. Bir Bukalemun.
Kayıt tarihi : 14/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Tehlike Çanları.   Salı Mayıs 17, 2011 9:54 pm

    Bazılarımız gün geçtikçe sararıp soluyor. Bu Yoldaşlık için çalışanların sayısının azaldığını görür gibiyim. Şimdilik sesimi çıkarmıyorum. Ama yakında çok büyük bir patlama yaşayabilirim. Hogwarts’a geldiğim ilk senede Seçmen Şapka’nın nasıl zorlandığını bir ben bilirim. Slytherin? Gryffindor? Oldukça hırslı olduğumu söylemişti bana. Kendimi ispatlayabileceğimi söyledi. Ama ben Slytherin olmasın, diye kıvranıyordum içimden adeta. Sessizce haykırıyordum Seçmen Şapka’ya. En sonunda içimdeki bu doğuştan gelen dava adamına yenik düşmüştü Şapka ve beni en çok istediğim binaya seçmişti. Gryffindor’a. Çocuklarımın da şuan aynı bina da olmasına çok seviniyorum. Benim başlattığım bu davayı sürdüreceklerine emim. Benden sonra onların peşine düşmemeleri için, şimdilik bir şey söylemiyorum. Ama günün birinde öğrenecekler. Ölmeden önce söylemek zorundayım. Annelerinin bir kofti olduğunu bilmiyorlar. Onu Muggle sanıyorlar. Böylesi onlar için daha iyi. Malistaire Yoldaşlığının varlığından şimdilik haberdar olmamaları onların hayatta kalması için önemli. Hem de çok.”

    Quinn kaşlarını çatarak aniden kapattı defteri. Babasının günlüğünü daha fazla okumaya dayanamayacağını anlamıştı çünkü. Babasına ait olan eşyaların toplanması gerektiğini bildiği için onun eşyalarının olduğu odaya girmişti. Eski evlerindelerdi kardeşiyle birlikte. Bazı şeyler toplanmamış toz tutmuştu adeta. Onları çalıştıran Seherbaz yoktu yanlarında. Bir süre kendi evlerinde takılmaları için onlara fırsat vermişti. Quinn yakında geri döneceklerini söyleyerek eski evlerine dönmüştü. Fakat bu deftere daha önce rastlamamıştı. Malistaire Yoldaşlığı diye bir şeyin olduğunu dahi bilmiyordu. Nolan Malistaire’ın başkanlığında Malistaire soyundan gelenlerin toplanmış olduğu bir topluluktu bu. Ve aynı sene farklı aralıklarla Malistaire soyundan gelenlerin kökleri kurutulmuştu. Önce amcası; Quinn, üçüncü sınıftayken bir ölüm yiyen tarafından öldürülmüştü. Çok geçmeden yengesi.. Ve daha sonradan MY’ye katılan birkaç kişi gözden kaybolmuştu. Quinn düşündü. Demek babasının günlüğünde bahsettiği kişiler bunlardı. Eğer onlarsa aslında gruptan ayrılmamış, kaçırılmış ya da öldürülmüşlerdi. Amcası ve yengesi, hatta dayısı dahi aynı sene sırf bu yüzden öldürülmüştü. Ve en sonunda babası ve annesi, bu sefer gözlerinin önünde ölmüşlerdi. Quinn bu düşünceler içindeyken Zayden babasının odasına girdiğinde Quinn’i elinde kapalı kaplı bir defterle düşüncelere dalmış bir halde bulmuştu ve tabi onun ne olduğunu da sordu hemen. Quinn kardeşini gördüğü anda irkilmesi bir oldu. “Yok bir şey. Bu.. Bu sadece önemsiz bir defter, babamın arkadaşlarından birine aitmiş. Karalama defteri olarak kullanıyordu sanırım. Çöpe atacaktım ben de zaten.” Yanındaki boş çöp kovasına attı defteri sonra. Zayden ise uyumak için salona geçeceğini söyledi hemen ardından. “Ben biraz takılacağım dışarıda, sen uyumana bak!” Zay’in gitmesinin ardından hemen çöp kovasına istemeden de olsa elini uzattı Quinn, defteri aldığı gibi üzerindeki tozları da silkeleyerek, eşyalarının bulunduğu bavula tıktı gizlice.

    Artık gidip gerçekten kafa dağıtmaya ihtiyacı vardı. Kimsenin uğramayacağı bir yer neresi olabilirdi ki. Kendisi gibi aydınlık taraftakilerin pek uğramayacağı bir yer geçekten işini görürdü biraz rahatlayabilmek adına. Aslında bu belki de bile bile karmaşanın içine girmek gibi bir şey olabilirdi. Ama Quinn bir şey kaybetmeyeceğini biliyordu. Hatta belki babasını tanıyan bazı kişilere dahi rastlayabilirdi. Bunun için bildiği tek bir yer vardı. Anita Bar. Babasının eskiden pek sıklıkla takıldığı bir yerdi burası. Buradan biraz delil alsa bile kârdı onun için. Anita Bara gitmek için evden çıktı hızlıca. Tabi çıkmadan önce hızlı mektup yapıp aklına ilk gelen kişiye uçuruvermişti hemen. Onille. Onu da çağırmıştı gittiği yere. Zamanında yetişmesi onun için önemliydi. Yolda yürürken kafasına takılan bazı şeyler onun etrafını fark edebilmesine biraz engel oluyor gibiydi. Knocturn yoluna vardığında ise tedirgin olması gerektiği halde hiçbir şey düşünemez olmuştu. Yakasına yapışan tek gözü kör, yaşlı adamın varlığını bile daha sonra fark etti. “Ne istiyorsun benden!” Bu bir soru değildi, bir tehditti. Adam onu korkutacağına, o adamı korkutmuştu. Quinn kendinden emin bakışlarını hala adamın üzerinden kaldırmamakta kararlıydı. Yaşlı adam titrek elleriyle Quinn’in yakınlarına geldiği mekana işaret etti. Anita Bar’a. Quinn kaşlarını çatarak baktı adama. Onun buraya gireceğini nereden biliyordu ki? Gözlerini kapatıp başını önüne çevirdi. Tekrar açtığında ise adam gözden kaybolmuştu. Bu neydi böyle? Bir hayal miydi? Quinn gerçekten kafasının bugün bir hayli karışmış olabileceğini düşünüyordu. Bir an için o defterin de hayal olabileceğini düşünmüşse de, okuduğu defter gerçekti. Onu yanında taşımamakla da isabet ettiğini şimdi daha iyi anlıyordu. Bar’ın kapısını araladı yavaşça. Şöyle bir süzdü içeriyi. Etrafta boş masanın çok olması henüz daha kimsenin gelmediğini gösteriyordu. Tek tük bazı masalarda birkaç daimi müşterisi vardı o kadar. Boş bulduğu masalardan birine geçmeden önce barmenin bulunduğu yere yöneldi. İki içki söyledi arkadaşı gelmeden önce. Kendi içtiği içkinin aynısından iki kadeh söylemişti. Barmen önce birinci kadehi çıkardı, ağır çekimde işlemek mecburiyetindeymiş gibi. İçkiyi doldurur doldurmaz Quinn kanıksanmış bir şekilde elini uzatacakken, içkisinin birinin boğazından aşağı kaydığını gördü.

    “Elias?” Fakat bu çocuk onun varlığını çok geç fark edebilmişti. ”Quinn Malistaire? Bu içkiyi isteyen yoksa-hıg sen miydin? Ah! Burası seni çektiğine göre sen de o seksi piliçlerden biri olmaya karar verdin anlaşılan.” Bu çocuk kendini ne zannediyordu böyle. Quinn sinirlerine hakim olmak için yumruklarını sıktı. Galiba Seçmen Şapka beş sene önce Hufflepuff’a seçtiği bu çocuk için son derece yanlış bir karar almıştı. “Böyle lanet olası bir içkiyi içebilecek kadar adi olduğunu bilmiyordum.” Derken boş kadehi yere düşüp paramparça etmişti Elias. Quinn bir yere bakındı, bir de onun sırıtan suratına. Hala sırıtabiliyor olması onun için sonderece kötüydü. Sıkı bir tokat patlattı onun suratına. Ama karşılık vermeyip sırıtmaya devam etmesine şaşırmadı. Şarhoşluk insana her şeyi yaptırıyordu işte böyle. Elias’ın ne düşündüğünü bilmiyordu. Ama hiç de ona bulaşacak havasında değildi doğrusu. Sadece içinde feci bir haddini bildirme duygusu vardı.

    “Senin kadar adi olmadığım kesin Elias, en azından başkalarının içkilerine saldırmıyorum. Ha pardon, sana Archie demeliydim değil mi? Elias! Ayrıca, Birincisi; o benim arkadaşıma ısmarladığım bir içkiydi. İkincisi; sana bu kadar adi bir sözü söylemen için kim izin verdi bilmiyorum, ama bir daha konuşmadan önce düşünsen iyi olur.” Tüm bunlardan sonra çocuğun hala içki içmeye yeltendiğini görünce alaycı bir şekilde güldü. Onille hala ortalarda yoktu. Arkadaşım için dediği içki konusunda yalancı duruma düşmek istemiyordu doğrusu. Fakat Elias’ın yanında oturan tanımadığı bir çocuğun yükselen son cümlesini duyabilmişti. "Kızımız da bayağı sertmiş. Kötü birine bulaştın sanırım, Elias." Quinn tekrar gülmesine engel olamadı, iki elini de beline yerleştirdi bu sefer. Bugün gerçekten iyice kafasını bozuyordu, tam dağıtması gerekirken. “Demek sen de onun işbirlikçisisin. Onun kime çektiği gayet anlaşılıyor.” Aslında hiç tanımadığı birine direk bunları söylemeyi istemezdi, üstelik onu Gryffindor ortak salonunda az çok gördüğünü hatırlıyordu. Elias’ın sürekli bahsettiği kuzeni bu olabilir miydi ki? Karakterleri bu kadar çok birbirine benzediğine göre bu imkansız da değildi. Quinn sinirli bakışlarını sürdürürken ısmarlamış olduğu içkilerinin masada belirdiğini fark etti. İçkileri almak için masaya doğru ilerleyecekken aklına bir şey gelmiş gibi bir adım geriye dönerek bakışlarını bu sefer Elias’ın yanındaki çocuğa kaydırmıştı. “Yoksa böyle şeyler söylemesi için onu sen mi bana karşı kışkırttın?” Onun kendisini tanımıyor olabileceğini az çok tahmin ediyor olsa da, Quinn şüphecilik huyundan bir türlü sıyrılamıyordu. Son olarak burnundan soluyarak çocuğa karşı gözlerini irice açtı. “Ha?”


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Onille de Sauveterre
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 18
Doğum tarihi : 19/05/93
Yaş : 24
Mücadele Tarafı : Nötr
Sihirsel Soy : Melez
Evcil Hayvanı : Douce adında bir baykuş
Kayıt tarihi : 15/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
98/100  (98/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Tehlike Çanları.   Cuma Mayıs 20, 2011 2:42 pm

    Onille’in günü güzel geçiyordu. Her zamanki gibi kendini yeniden Çatlak Kazan’da bulmuştu. Okuldan birkaç gün önce Londra’ya gelir ve burada kalmaya başlardı. Üçüncü sınıfa kadar ailesi de onla kalsa, artık kalmıyorlardı, mektup yazmakla yetiniyorlardı. Hızlıca yukarı, odasına doğru çıkmaya başladı. Eskimiş ve gri görünen, gıcırtılı merdivenleri kullanmıştı her zamanki gibi. O merdivenlerin sesine gıcık oluyordu Onille. Neyse ki, Hogwarts’ın başlamasına çok az kalmıştı. Kirden mi, tahta kurularından mı yeşilleşmiş kapısının önüne gelerek, cebindeki küçük anahtar ile odayı açtı. Paslanmış demir başlı yatağının üstünde bavulu duruyordu ve mavi fakat artık rengi belli olmayan şifonyer’in üzerinde ise ailesinden gelen mektup. Çıktıktan önce onu okuyamamıştı ama şimdi okuyacaktı. Ne de olsa ailesinden gelmişti ve onun için önemliydi. Hemen yatağın karşısındaki camı kapatarak mektubu eline aldı ve yatağa oturarak okumaya başladı. Ailesine olan özlemi her bir kelimede artıyordu. ''Salut, notre cher enfant. Comment faites-vous? Nous sommes très bons dans la maison. Nous espérons que, vous vous sentez bien et prêt à Hogwarts. L'argent qui nous vous avons donné est suffisant pour votre équipement. Nous espérons que vous êtes grand et ne se sentent pas mauvais. Heureux que vous ayez à répondre à la lettre, vous, chers maman et papa. Avec l'amour ...'' Bu mektup, Onille’yi çok duygulandırmıştı. Gözünden yaş dökülecek kadar yoğun bir duygu olmasa da onu üzmüştü. Kendini toparlamasının ardından, yatağının üzerinde duran bavuldan birkaç eşya çıkardı. Üstünü değiştirmek istemişti. Kendini soğuktan koruyacak kazak ve kalın bir pantolon giyerek bavulu kapattı. Çıkardıklarını yatağın üzerine atmıştı ama umursamamıştı. Tuvalete giderek aynada kendine bir baktı. Yakışıklı görünüyordu. Yüzünü bir kez daha yıkayıp, saçını da taradıktan sonra odayı terk etti. Gene gıcırtılı merdivenlerden inerek Diagon Yolu’na çıktı.

    Bu yolda bir sürü mağaza vardı ve Onille bu mağazaların vitrinlerine bakardı genellikle. İhtiyacı olan bir şey yoktu fakat arada bir tatlı bir şey içini hoş bırakırdı. Biraz yürüdükten sonra Kaliteli Quidditch Malzemeleri Dükkanı’nın vitrinine baktı. Yeni süpürgeler gelmiş gibiydi ama Onille’nin süpürgesi de çok iyiydi. Bu zamana kadar kendi süpürgesiyle maçlarda çok iyi oynamıştı. Neredeyse mükemmel bir Quidditch oyuncusuydu. Çoğunlukla takımını birinciliğe sürüklerdi. Düşünceleri arasında o vitrinden ayrıldı ve biraz daha yürüdükten sonra karşısına çıkan Madam Malkin’in Her Duruma ve Her Renge Uygun Cüppe Dükkanı’nın vitrinine gelmişti. Birbirinden güzel cüppeler vardı burada. Hele şu en öne çıkmış, muggle’ların smokin olarak ifade ettikleri daha süslü takım elbiseye benzer cüppe onu etkilemişti. Bu cüppeyi alabilirdi fakat şuan için gereksiz gibiydi. Partiler veya balolar için gerekli cüppesi vardı. Bir tane daha almak israfa kaçardı. Onille hayatı boyunca israftan kaçmıştı. Her zaman israftan nefret etmişti. Neden böyleydi bilmiyordu ama hiçbir zaman gereksiz bir şey almaz ve kullanmazdı. Her zaman her şeyi yeterli olurdu. Londra’ya gelmeden öncede Fransa’dan her gerecini tamamlamıştı. Düşünceleri arasında biraz daha ilerledikten sonra, Sihirli Hayvan Evi’nin vitrinine ulaşmıştı. Çok tatlı hayvanlar vardı. En öndü duran beyaz kedi önü etkilemişti. Çok tatlı ve yalanıyordu. Tam da ailesine göre bir hediyeydi. Onille de ailesi gibi hayvanları çok severdi. Onlarla oynamak her zaman onun içine mutluluk serpiştirirdi. Bu yüzden olsa gerek ki hayvanlara zaafı vardı. Hayvanların düşünceleri ile ilerleyip Weasley Şaka Dükkanı’na varmıştı. Buranın da sadece vitrinine bakıp geçmeliydi. Acelesi vardı bir nevi. Hiçbir zaman geç kalmayı sevmezdi ama bu sefer geç kalacak gibiydi. Vitrinden de olsa bir sürü şaka malzemesi görüyordu. Şakalarda Onille’yi etkilerdi. Onları yapmayı severdi fakat pis bir şaka olup, kendine yapılmasını hiç ama hiç sevmezdi. Bu eşitsizlik neden bilmiyordu ama sadece şaka konusunda böyleydi. Hufflepuff binasından birinin eşit olmaması garip kaçardı. Gerçi sadece bir konuda eşit değildi. Bu konu üzerinde daha fazla durmadan, dükkanın önünde, ejderha’nın pişirdiği kestanelerden küçük bir torba aldı. Biraz acıkmıştı. Yemek yiyecek kadar çok acıkmasa da küçük birkaç şey atıştırabilirdi. Onu tıkamayacak fakat biraz da doyuracak bir şey düşünmüştü ve bulmuştu. Muggle kestanelerinden daha güzel oluyordu bu ejderha ateşi ile pişirilmiş kestaneler. Daha fazla oyalanmadan Knocturn Yoluna saptı.

    Neden Ouinn burayı seçmişti bilmiyordu açıkçası Onille. Diagon Yolunda veya Londra içinde bir kafe seçebilirdi. Çok üstünde durmadı, belki de Ouinn burayı seviyordu. Onille, elindeki kestaneleri yiyerek yoluna devam etti. Meşhur Düello Arena’sının önünden geçiyordu. Bu arena da yolun kalanı gibi kasvetli ve gri idi. Neden bilmiyordu ama tüm bu yol, Onille’yi pek mutlu etmiyor hatta içini karartıyordu. Neden burası da Diagon Yolu gibi aydınlık değildi? Karanlık büyücüler burada kol geziyordu ve çoğu öğrencinin buraya girmesi uygun değildi fakat neden hep böyle izbe olmalıydı… Düşünceleri arasından yol olmaya ve bir yandan da kestanelerini yemeğe devam ediyordu Onille. O şanlı ve gösterişli Marcellus Kütüphanesi karşısına çıkmıştı. Buraya her zaman girmek istemişti fakat çekinmiştir. İçerisinde çok fazla karanlık kitabın ve büyünün yer aldığı duymuş olsa da Onille, merakına bir gün yenik düşecektir. Bundan emindir fakat o gün bugün değildir. İlerlemeye devam ederken, kestanelerinin bittiğini fark edip, torbasını köşede gördüğü çöp kutusuna tıkmıştı. Birkaç saniye içinde Anita’ya gelmişti. İçeri girdiğinde büyülü ve kendine çeken bir müzik ile dumur olmuştur. Burada, daha hızlı ve baş ağrıtan müzikler beklemesine rağmen daha yumuşak müziklerin çalması garibine gitmişti. Etrafına biraz baktığından duvarların farklı şekillerle bezenmiş olduğunu gördü. Acaba burası bir zamanlar ne olarak kullanılıyordu? Onille bugün bir çok şeyi sorgulamıştı. Neden bilmiyordu ama sorgulama havası üstündeydi galiba. Düşüncelerinden kurtularak etrafa biraz daha bakındı ve Quinn’i birkaç saniye içinde gördü. Hemen ona doğru yaklaşmaya başladı ve eliyle selamlayarak ''Quinn!'' dedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Conerus Hell Greyn
Gryffindor V. Sınıf
Gryffindor V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 43
Mücadele Tarafı : Alkolü seven bir taraf var mı?
Sihirsel Soy : Safkan.
Kayıt tarihi : 14/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Tehlike Çanları.   Salı Mayıs 24, 2011 5:43 pm

    Elias'ın gaza geldiğini düşünüyordu Conerus. Çünkü, içkisini hızla içiyordu ve aynı hızla sarhoş olmaya devam ediyordu. Bir anlığına da olsa, Keşke buraya gelmeseydim, diye düşündü. Kafasını dinlemek için geldiği bir yerde, kuzenine mi göz kulak olacaktı? Alkole karşı fazla hassas olan kuzeni, aslında kendi sonunu hazırlıyordu. Karışmamak geliyordu içinden Conerus'un. Elias, kendi başının çaresine bakabilirdi. Gerçi, bu haliyle nasıl bakacağını da bilmiyordu Conerus. Elias'ın işine her ne kadar karışmak istemese de, az önce kendisine laf atan kıza karışabilirdi. Ona fazlasıyla sinir olmuştu çünkü.

    Biraz göz aşinalığı vardı kızla. Belki de, ortak salonda görmüş olabilirdi. Aynı binada olduklarından emindi ama. Her neyse. Kızı tanımaması normaldi, çünkü sürekli sarhoş olan biriyle kimse arkadaş olmak istemezdi. Çevresinin geniş olduğu söylenemezdi. Henüz, sarhoşken yanında duracak birini bulamamıştı Conerus. Beraber içtiği arkadaşları tabii ki vardı, ancak nedense, kendisi kadar dayananı bulamamıştı. Baş ağrıları hemen başlıyordu ve bir uyku isteği çöküyordu üstlerine. Sonuç olarak, tek yaptıkları, içip uyumaktı. Ancak, bunlara alışmıştı Conerus. Alkolün etkisi, onda azalmıştı. Asıl, alkol olmadığında kötüleşiyordu. Belki de, fazla bağımlı olduğunu kabullenmeliydi artık, hatta tedavi etmeyi de kabul etmeliydi. Ancak, böyle mükemmel bir şeyi hayatından çıkarmak istemiyordu. Hem, bunu kabullenmek, ailesine dediği onca şeyden sonra, yaptığı davranışlardan sonra, bir 'pes' işareti olurdu. Beyaz bayrak çekmiş olurdu ve ailesine yenilmiş olurdu. Bu da, onun en son isteyeceği şey olurdu.

    Kıza bir süre cevap vermedi, bu sırada, kızın dikkatini başka yöne yöneltecek biri olmuştu zaten. Quinn. Kıza bağıran çocuk, bu ismi söylemişti. En azından, ismini biliyordu artık. Bardağını yavaşça içiyor, bir yandan da göz ucuyla Elias'a bakıyordu. Bardağı bittiğinde, barmenden yenisini istedi. Sonra, dikkatini kız ile çocuğa verdi. "Kuzenimi, böceklere karşı kışkırtmıyorum. Öyle bir hobim yok." Yeni gelen bardağından bir yudum aldı, umursamazca bir tavırla. Bu sırada, Elias'ın şaşkın ve bir o kadar da sarhoş bakışlarını gördü. Gülümsedi. "Ayrıca, kuzenim bana çekmiş olsaydı, şu anda bu halde olmazdı." İçkiyi içişini biraz hızlandırmıştı. Bardağını kısa sürede bitirmiş, barmenden yeni bir tane daha istemişti. Sarhoşluğu sinirini biraz arttıracak olabilirdi belki. Aslında, Conerus zaten bunun için hızlı içmeye başlamıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Tehlike Çanları.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Phoenix ! ~ Harry Potter Rpg :: ||| Büyücü Dünyası :: Knocturn Yolu :: Anita-
Buraya geçin: