AnasayfaEski ParşömenSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Don't Play Dead

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Leonard V. Winchester
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 9
Doğum tarihi : 12/07/94
Yaş : 23
Mücadele Tarafı : Aydınlık
Sihirsel Soy : Safkan
Kayıt tarihi : 14/05/11

MesajKonu: Don't Play Dead   Perş. Mayıs 19, 2011 9:41 am

Dead as dead can be
My doctor tells me
But I just can't believe him
Ever the optimistic one
I'm sure of your ability
To become my perfect enemy

Wake up and face me
Don't play dead 'cause maybe
Someday I will walk away and say
You disappoint me.

Dilime takılan şarkının sözleri aklımdan geçerken ben çoktan mezarlığa girmiş ve arka taraftaki mezarlardan birinin önünde diz çökmüştüm. Elimdeki çiçek buketini taştan mezarlığın üzerine bırakırken gözlerimdeki yaşları, gözlerimi kırpıştırarak orada tutmaya çalışıyordum. "Tamam." dedim. "Söz verdiğin gibi ayakta kalmaya çalışıyorum. Ağlamayacağım. Bu çiçekler de seramızdan. Niye kopardığımı merak ediyorsun biliyorum. Hatta kopardığım için bana kızıyorsundur ama en güzel çiçekleri sana getirmek istedim ve sanırım beraber yetiştirdiklerimiz senin için en anlamlı olanlardır." Sesim daha fazla çıkamamıştı. Düğünümüzü hatırladım. Misafirler, şaraplar, muggle'lar ve onlardan çıkan kahkahalar... Ne kadar mutlulardı o gece... Tabi bizim kadar olamazlardı. Ya düğün gecesi. Onu kaybettiğim gece. Tanrı seni bana verdiği gece geri aldı. Ve benden onun adaleti önünde diz çökmemi istedi. Ne mi yaptım? İsyan... Tüm parçam tam tersini söylese de ona itaat etmedim. Pişman mıyım? Hayır. Asla da olmadım. Bana lütfettiği kadını verdiği gece alan Tanrı benden hesap sormaya bile hakkı yoktu. Yaralanışını hatırlıyorum. Onu St.Mungo'ya götürüp tedavi etmeye çalıştığımı bir de. Şifacıların meraklı bakışları arasında kucaklayıp onu yatağa bırakmış ve yarasını temizlemeye başlamıştım. Bir Muggle'ı St.Mungo'ya getirerek hata etmiştim ama onu kurtarmak için elimden geleni yapmıştım. Yetmedi de. "Neden yetmedi ki? Elimden geleni yapmıştım!" diye bağırdım. Sonra ise sustum. Önünde diz çöktüğüm mezarın üzerindeki taşları kenara çekmeye başladım. İsminin yazılı olduğu yeri okşamaya başladım. Sonra ise gözyaşlarıma hakim olamayacağımı anlayıp bunu yapmaktan vazgeçtim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vienetta Pershie
Gelecek Postası Yazarı
Gelecek Postası Yazarı
avatar

Mesaj Sayısı : 29
Mücadele Tarafı : Aydınlık
Sihirsel Soy : Safkan
Kayıt tarihi : 14/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Don't Play Dead   Perş. Mayıs 19, 2011 9:56 am

Geçmişi hatırlamak bazen hiç iyi olmuyor, güzel günler bile acı veriyor insana. Kaybetmek kadar kötü bir şey yoktur herhalde, hele de kaybettiğiniz kişi sahip olduğunuz tek kişiyse. Onsuzluğa alıştım sanırım, yani tam anlamıyla olmasa da bu soğuk mezar bile onun sıcaklığını hissettiriyor. Her yeni gün biraz daha iyileşiyorum, unutuyorum. Ama bir dakika, kendimi kandırmamalıyım. Az önce alıştım mı demiştim? Ah, güzel yalan atarım daha doğrusu kendimi iyi kandırıyorum. İtiraf etmek gerekirse; hala kapı açılacak ve o gelecek sanıyorum, sabah gözlerimi onun sesiyle açacağım evet, evet hala buna inanıyorum. Çocukluk olsa gerek bu, şeker elimizden düşüp toprağa karışır ama biz hala onu nasıl yiyeceğimizi düşünürüz. Yeni bir güne sessizlik içinde uyanmak hala garip geliyor, evin en güzel yeri bile keyif vermiyor. Yani babam olmadan bu hayatın tadı yok. Godric's Hallow... Buradan pek haz almıyorum, neden bende bilmiyorum. Sadece sevmiyorum işte. Adımlarımı sık tutarken gevşiyorum bir an. Buraya her gelişimde bir şeyler oluyor bana, içimdeki intikam ateşi alevleniyor. Yangına körükle giden hayaller, düşünceler... Hepsi ruhumdaki kötülüğün su üstüne çıkmasını sağlıyor. Oturduğum yerden ayağa kalkıyorum ve etrafıma bakınıyorum ki tam o sırada birileri bağırıyor. Bu ses mezarlıktan geliyor olmalı, kaybetmeyi kim yedirir ki kendisine? Gözlerimi tekrar onun mezarına dikiyorum, sade bir mezar. Kuru toprak ve solmuş birkaç çiçek demeti. "Artık çiçek getirmiyorum diye kızıyor musun? Üzgünüm, unutuyorum." Zorlanarak dudaklarımın kıvrılmasını sağlıyorum, güya gülümsüyorum. Yukarıda bir yerlerde beni izliyorsa adı gibi emindir gülmediğime. "Gitmeliyim, sonra tekrar geleceğim." Usulca gözlerimi çekiyorum mezarından, adım adım yaklaşıyorum çürümüş bedeninden. Adımlarımı sıklaştırmaya çalışırken sol tarafımdaki mezar ilgimi çekiyor, mezarlığın önünde diz çökmüş bir adam. O kadar yakınız ki nefes alış verişimi bile duyuyor olmalı. Ama hayır, o şu an ziyaret ettiği her kimse onun aleminde. Bir şeyler demek istiyorum, yarasına merhem olmayacağını ve tersleneceğimi bildiğim halde demek istiyorum işte. Yavaşça dudaklarımı aralıyorum ve;
"Geçmişi hatırladıkça daha çok acı veriyorlar değil mi?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Leonard V. Winchester
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 9
Doğum tarihi : 12/07/94
Yaş : 23
Mücadele Tarafı : Aydınlık
Sihirsel Soy : Safkan
Kayıt tarihi : 14/05/11

MesajKonu: Geri: Don't Play Dead   Perş. Mayıs 19, 2011 10:31 am

Ağlamamak için ellerimi gözlerime bastırdım ve neyse ki bundan kurtuldum. Mezara boş boş bakıyordum. Buraya her geldiğimde yaşadıklarımız aklıma geliyordu. Her şey. Adeta bir tramva gibi bir düş seline kapılıyor yaşadıklarımız gün yüzüne çıkıyordu bilinçaltımda. Her seferinde gözyaşlarımla ıslanırdı bu mezar ancak bu sefer ağlamayacaktım. Çünkü onu üzmek istemiyordum. Cennette beni zielrken o da mutlu olmalıydı. Bir kaç ayak sesi duyuluyordu ancak burası bir mezarlıktı. Muhtemelen birisi ziyarete gelmişti. Ancak adımların buraya yaklaştığını hissedecek kadar dikkatliydim. Hislerim beni yanıltmadı.

"Geçmişi hatırladıkça daha çok acı veriyorlar değil mi?"

Bir kadın sesiydi bu. Etkileyici bir ses... Ancak kimsenin beni bu halde görmesini istemediğimden arkamı dönmüyordum. O kadar karışık hissediyordum ki. Yalnızlık, özlem, korku, pişmanlık, ölme isteği... Hepsini bir anda hissetmek öylesine yorucuydu ki. Evet doğru kelimeyi bulmuştum sanırım. Fazlasıyla yorgundum. Bu yorgunluğum her yerde hissediliyor olmalıydı. Öyle ki bir kaç şifacı halimden anlamış ve benim yapacağım işleri bile kendi aralarında paylaşmışlardı. Bu yüzden de hissettiğim suçluluk beni rahatsız ediyordu. Yavaşça doğruldum. Arkamı dönmeden konuşmaya başladım. "Yalnızca onların üstüne gittiğinizde. Yoksa tüm bu şeylerle yaşamayı öğreniyorsunuz. Yoksa hayat yürümüyor."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vienetta Pershie
Gelecek Postası Yazarı
Gelecek Postası Yazarı
avatar

Mesaj Sayısı : 29
Mücadele Tarafı : Aydınlık
Sihirsel Soy : Safkan
Kayıt tarihi : 14/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Don't Play Dead   Perş. Mayıs 19, 2011 11:01 am

"Yalnızca onların üstüne gittiğinizde. Yoksa tüm bu şeylerle yaşamayı öğreniyorsunuz. Yoksa hayat yürümüyor."
Dediği şeylere kendisinin de inanmadığı buradan belli oluyordu, kaybedilenlerin ruhlarıyla yaşamak öğrenilir mi? Hiç sanmıyorum. Konuştuğum ama yüzünü göremediğim adamın ses tonunu daha önce hiç duymamıştım, sanırım hiç karşılaşmadık. Ses tonlarına ve parfümlere karşı zaafımın olması bazen işe yarıyordu. Cevap olarak ne diyeceğimi bilemiyordum, geriye doğru bir iki adım atıp derin bir nefes aldım. Mezarlığın havası hep aynıydı, buranın donukluğu hiç bir zaman gitmiyordu. Ellerimi ceketimin ceplerinden çıkarıp saçlarımı geriye atıyorum. Gözlerimi mezarlığın girişine atıyorum ve kalkmaya hazırlanan misafir gibi hareket ediyorum. Bir iki adım ilerleyip adamın tam dibinde duruyorum, iç çekip dudaklarımı aralıyorum.
"Keşke dediğiniz gibi tüm bu şeylerle yaşamayı öğrenebilsek."
Soğuk bir gülüş atıyorum ortaya sonra da yavaş yavaş adım atıyorum. Cevabın gelip gelmeyeceğini tahmin edemiyorum, biraz garip bir adam. İki kelime dahi etmesek de bunu anlayabilmek bir yetenek, öyle değil mi? Kimi kaybettiğini bilmiyorum ama acısının taze olduğu kesin. Ben adımlarımı sıklaştırırken rüzgar bir yandan saçlarımı okşayıp diğer yandan da yerdeki yaprakların uçuşmasını sağlıyordu. Tam önümden geçen küçük bir yaprağı yakalıyorum, yakalamak için pek bir sert olmuşum ki eziliyor biraz. Küçük bir çocuk gibi boğulma tehlikesi yaşadı sanırım. Ama hayır, ona zarar vermeyeceğim. Buradaki hiç bir şeye zarar vermek istemiyorum aslında, çünkü babamın cansız da olsa bedeni burada. Kendimi babama zarar vermiş gibi hissetmek istemiyorum. Etrafta pek kimse yok, mezarlıktan çıkmak üzereyken arkamı dönüyorum ve benim gibi kendini kandıran adamı hala olduğu yerde mezara bakarken buluyorum. Kendini kaybetmek üzere sanırım, yani öyle bir hali var. Bağırmak iyi gelir, umarım bunu biliyordur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Leonard V. Winchester
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 9
Doğum tarihi : 12/07/94
Yaş : 23
Mücadele Tarafı : Aydınlık
Sihirsel Soy : Safkan
Kayıt tarihi : 14/05/11

MesajKonu: Geri: Don't Play Dead   Cuma Mayıs 20, 2011 3:11 pm

Sözlerimdeki anlamsızlığı ben bile farketmiştim. Ne demek alışmak? O kadar garip ve yabancı gelmişti ki az önce dudaklarımdan dökülenler. Asla alışamayacağımı biliyordum bu duruma. Hayatımdaki en değerli şeyin bu taşın altında yatması ve asla kalkmayacak olmasına tabi ki alışamayacaktım. Ama onun anısına sadık kalarak elimden geleni yapacaktım. Üzerimdeki ince blazer'ın düğmelerini çarak arkama döndüm. Ve az önce "Keşke dediğiniz gibi tüm bu şeylerle yaşamayı öğrenebilsek." dedikten sonra uzaklaşmaya başlayan kadının yavaş adımlarla yürüdüğünü gördüm. Ben de kesik ve korkak adımlar atmaya başladım. Seslensem duyacaktı ancak sesimdeki kırgınlığın farkedilmesini istemiyordum. Tekrar mezarlığa dönüp baktım. Her şey o kadar da sessizdi ki. Huzur istediğim zaman gelip burdaki banklardan birine oturmak bile iyi bir fikir olabilirdi. Gece bile... Gözlerimi kısıp hafifçe esen rüzgara karşı yürümeye devam ettim. Adımlarımı hızlandırıp önümde yürüyen kadına yaklaştım. Olduğum yerde durup ellerimi cebime koydum.

"Aslına bakarsanız zor. Sizi anlayabildiğimi anlamışsınızdır." dedim boğazımı temizledikten sonra.

Hala olduğum yerde duruyordum. Esen rüzgar kadının saçlarını yavaş yavaş hareket ettiriyordu. Muhakkak bu o kadını rahatlatıyor olmalıydı. Rüzgara kapılıp gitmek... Belki de en iyisi buydu. Her şeyi olduğu gibi kabullenmek... Hayatın sizi sürüklemesine izin vermek. Evet belki de en rahatı buydu ama mücadeleden kaçmak da benim gibi birine yakışmazdı. Her zaman istediğim almaya ve elimdekileri yitirmemek adına mücadele vermiştim. Şimdi ise pes etmek olmazdı. Bakışlarımı yerden kadına doğrulturken tekrar konuştum. "Ama alışmadığınız zaman bir yarınız burada kapalı kalıyor." dedim gözlerim mezarlığa dönerken.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vienetta Pershie
Gelecek Postası Yazarı
Gelecek Postası Yazarı
avatar

Mesaj Sayısı : 29
Mücadele Tarafı : Aydınlık
Sihirsel Soy : Safkan
Kayıt tarihi : 14/05/11

Bilgiler
Quidditch Mevkiî:
Rpg Puanı:
100/100  (100/100)
Düello Gücü:
0/0  (0/0)

MesajKonu: Geri: Don't Play Dead   Cuma Mayıs 20, 2011 3:57 pm

"Ama alışmadığınız zaman bir yarınız burada kapalı kalıyor."
Dudaklarım biraz kıvrılıyor, elimi ceketimin cebinden çıkarıp adama doğru dönüyorum. Acı dolu bir havuzda yüzüyor sanki, gözlerini soğuk mezar taşından alamıyor. İnsanları acılarıyla kavurmayı seven bir Tanrı'ya sitem etmek gerekir ama etmiyorum, edemiyorum. Tanrı'nın elimde kalan son şeyi de almasını istemiyorum. Huyuna suyuna gitmek bu olsa gerek. Derin bir nefes alıp adama doğru atıyorum adımlarımı, ben adım attıkça topuklu ayakkabımın çıkardığı ses etrafta yayılıyor. Evet evet, acısı daha çok taze. Salaş bir hali var, bende babamı ilk kaybettiğimde böyleydim. Her günüm mezarlıkta geçiyordu, ablam ve küçük yeğenim sayesinde kendime gelmiştim ta ki ablamı da kaybedesiye kadar. Ablamdan değerli bir mirasın bana kalması ruhumu okşuyor, Valerie sahip olduğum tek kişi. Beni ayakta tutan biri var peki ya bu adamın? Ruhunu ve bedenini karanlık dar sokaklara atmışa benziyor. Ya elinden tutup onu aydınlığa çıkaracak kimsesi yok ya da var ama o elini uzatmıyor. Her neyse bunlar beni ilgilendirmiyor, daha adamın adını dahi bilemezken onun acısına dilimi uzatamam. Ama onu bu halde de bırakamam, yani çok kötü görünüyor. Adımlarımı hızlandırarak adamın tam yanında duruyorum, yere yıkılacak gibi bir hali var. Saçlarımı geriye atıp elimi çekingen tavırlarla omzuna koyuyorum.
"Evet, alışamıyoruz ama bu soğuk taşların altındaki ruhlar bizi bu halde görmek istemezler değil mi?"
Masum bir tebessümle gözlerimi mezar taşına çeviriyorum, ardından gözlerimi gökyüzüne çevirip derin bir nefes alıyorum. Sonra da yavaşça elimi adamın omzundan çekip birkaç adım geriye gidiyorum. Belki bu denli acısına karışmam bir hataydı, aslında bu yapmayacağım bir şey ama bilmiyorum. İnsanları mezarlıkta bu halde görmek beni de üzüyor. Her ne kadar mezar taşlarının altındakiler bana ait ruhlar olmasa da. Bir an kendimi fazlasıyla suçlu hissediyorum. Adımlarım yavaş yavaş geriye gidiyor, tersleneceğim kesin.
"Ben üzgünüm, karışmamalıydım sanırım."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Leonard V. Winchester
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 9
Doğum tarihi : 12/07/94
Yaş : 23
Mücadele Tarafı : Aydınlık
Sihirsel Soy : Safkan
Kayıt tarihi : 14/05/11

MesajKonu: Geri: Don't Play Dead   Perş. Haz. 23, 2011 8:24 am

Gözlerim mezarlıktan çıkan yolu takip etti. Ta ki ufuk çizgisini bulana kadar. Arkamdan bir kaç ayak sesleri duyuyorum ancak dönüp bakamadım. Bakarsam gözlerimdeki yaşlar ortaya çıkacak ve hiç sevmediğim bir şey olan ağlarken görülecektim. Sesinden anladığım kadarıyla bir iki metre kadar arkamdaydı.

"Evet, alışamıyoruz ama bu soğuk taşların altındaki ruhlar bizi bu halde görmek istemezler değil mi?" Ses gittikçe yaklaşmaya başlamıştı. Bakışlarımı ufuktan çekip kadına döndüm. Elini omzuma koyduğunda bir an olsun duraksadım ancak bunu belli etmedim. Dudaklarına yerleştirdiği buruk bir gülümseme ben donuk davrandıkça kaybolmaya yüz tutumuş bir bulut gibi silinip gitti. Kollarım iki yana düşmüştü. Gözlerim uykusuzluktan yanıyordu. 'Kahrolası ilaçlar...' diye geçirdim içimden. Kadın elini omzumdan çekti ve bir adım geriledi özür diler bir tavırla bana baktı.

"Ben üzgünüm, karışmamalıydım sanırım." Önemli değil anlamında başımı salladım. Ve bir kaç adım atıp tekrar mezarlığın girişine geldim. Sağ kolumu taştan duvarın üzerine koyup en arka sıradaki mezara bakmaya devam ettim. O'nun mezarına. O'nsuz olabileceğimi hiç düşünmemiştim. Hep beraber olacak gibi yaşamıştık.

'Leonard, bak.. Bana bir söz vermeni istiyorum. Eğer ben...'
'Sakın, sakın. Ben hep yanında olacağım. Söz veriyorum.'

Tüm bunları hatırlayınca gözyaşlarıma hakim olamadım ve bir süre yanaklarımdan süzülmesine izin verdim. Sonra kolumun tersiyle silip arkamı döndüm. Kadının yanından yürüyüp geçerken ona seslendim.

"Arabam arka tarafta bayan, sizi gideceğiniz yere kadar bırakayım."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Don't Play Dead
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Phoenix ! ~ Harry Potter Rpg :: ||| Büyücü Dünyası :: Büyücü Köyleri :: Godric's Hollow :: Mezarlık-
Buraya geçin: